Mescid-i Aksa’da kılınan namaz sonrasında Peygamberimiz (S.A.V.) ve Cebrail (A.S.), bilinmeyen bir miraç ile yedi kat gökleri geçtiler. Her gökte bir peygamber gördüler. Cebrail (A.S.) Sidre’de kaldı,” Kıl kadar ilerlersem yanar, yok olurum” dedi. Sidret-ül Münteha,6.gökte bulunan büyük bir ağaçtır. Rasullah (S.A.V.) Cenneti, Cehennemi, sayısız şeyleri görüp Refref adındaki bir Cennet yaygısı üstünde Kürsi, Arş ve Ruh âlemlerini geçip bilinmeyen, anlatılmayan şekilde Allah Teala’nın dilediği yüksekliklere ulaştı. Mekânsız, zamansız, cihetsiz ve sıfatsız Allah Teâlâ’yı gördü. Gözsüz, kulaksız, vasıtasız, ortamsız olarak Rabb’ı ile konuştu. Hiçbir mahlûkun bilemeyeceği, anlayamayacağı nimetlere kavuştu. Bir anda Kudüs’e ve oradan Mekke-i Mükerreme’ye, Ümmü Hani’nin evine döndü. Yattığı yer henüz soğumamış, leğendeki abdest suyunun hareketi durmamış idi. Dışarıda dolaşan Ümmü Hani uyuklamış bir şeyden haberi olmamıştı. Kudüs’ten Mekke’ye gelirken Kureyş’in kervanına rastladı. Kervandaki bir deve ürktü, yıkıldı.
Sabah olunca Kâbe yanına gidip Miracı’nı anlattı. İşiten kâfirler alay etti.” Muhammed aklını kaçırmış, iyice sapıtmış” dediler. Müslüman olmaya niyeti olanlar da vazgeçmişti, Birkaçı sevinerek Ebubekir (R.A.)’in evine geldiler. Çünkü bunun akıllı, tecrübeli, hesaplı bir tüccar olduğunu biliyorlardı. Kapıya çıkınca hemen sordular.
“Ey Ebubekir! Sen Kudüs’e çok kere gidip geldin. İyi bilirsin. Mekke’den Kudüs’e gidip gelmek ne kadar zaman sürer” dediler.
Hz. Ebubekir” İyi biliyorum. Bir aydan fazla sürer” dedi.
Kâfirler bu söze çok sevindiler.” Akıllı, tecrübeli adamın sözü böyle olur” dediler. Gülerek, alay ederek ve Ebubekir’in de kendi kafalarında olduğuna sevinerek,
“Senin efendin, Kudüs’e bir gecede gidip geldiğini söylüyor. Artık iyice sapıttı” diyerek Ebubekir’e sevgi, saygı ve güven gösterdiler.
Ebubekir (R.A.) Rasulullah (S.A.V.)’ın mübarek adını işitince “Eğer o söyledi ise inandım. Bir anda gidip gelmiştir” deyip içeri girdi. Kâfirler neye uğradıklarını anlayamayıp önlerine bakıp gidiyor ve Vay canına Muhammed ne yaman büyücü imiş. Ebubekir’e sihir yapmış” diyorlardı.
Ebubekir, hemen giyinip Rasululah’ın yanına gidiyor. Kalabalık arasında yüksek sesle” Ya Rasulallah, miracın mübarek olsun, Allah Teâla’ya sonsuz şükürler ederim ki bizleri senin gibi büyük bir Peygambere hizmet yapmakla şereflendirdi. Parlayan yüzünü görmekle kalpleri alan, ruhları çeken tatlı sözlerini işitmekle ni’metlendirdi. Ya Rasulallah! Senin her sözün doğrudur. İnandım. Canım sana feda olsun” dedi. Ebubekir’in sözü kâfirleri şaşırttı. Diyecek şey bulamayıp dağıldılar. Şüpheye düşen, imanı zayıf birkaç kişinin de kalbine kuvvet geldi. Rasulullah (S.A.V.), o gün Ebubekir’e” Sıddık” dedi. Bu adı almakla bir kat daha yükseldi.
Kâfirler bu hale çok kızdı. Müminlerin imanına, Peygamberimiz (S.A.V.)’in her sözüne hemen inanmalarına, O’nun çevresinde pervane gibi toplanmalarına dayanamadılar. Peygamberimizi mağlup, mahcup etmek için imtihana yeltendiler.
“Ya Muhammed Kudüs’e gittim diyorsun. Söyle bakalım mescidin kaç kapısı, kaç penceresi var? gibi şeyler sordular. Hepsine cevap verirken Ebubekir (R.A.) “Öyledir ya Rasulallah, öyledir ya Rasulallah” demiştir. Peygamberimiz (S.A.V.) edebinden, hayâsından karşısındakinin yüzüne bile bakmazdı. Buyurdu ki” Mescid-i Aksa’da etrafıma bakmamıştım. Sorduklarını görmemiştim. O anda Cebrail, Mescid-i Aksa’yı gözümün önüne getirdi, görüyor, sayıyordum. Sorularına hemen cevap veriyordum.”
Rasulullah, yolda develi yolcular gördüğünü ve Çarşamba günü geleceklerini söyledi. Çarşamba günü güneş batarken yolcular Mekke’ye geldiler. Fırtına olduğunu bir devenin yıkıldığını söylediler. Bu durum, müminlerin imanını kuvvetlendirdi. Kâfirlerin düşmanlığını artırdı.
Mirac’a inanmayanın kâfir olacağının söylenmesinin nedeni; Mirac’ın İsra Suresi ve hadislerde anlatılmasıdır.
Bir sonraki yazımda İsra Suresi’nde geçen konulara yer vereceğim.
Buluşmak dileği ile… Hoşça kalınız.

.
Basın İlan Kurumu’ndan önemli açıklama
MİLLİ SERVETİMİZ: ORMANLARIMIZ
